el-Burhan Edeb Dua Zamanı
 
 
   
 
   
   Anasayfa
| Tasavvuf | 1-2-3-4

TASAVVUF


Tasavvufun Tanımı

Tasavvuf; sofî ve mutasavvıfların Hakk’a ulaşma yollarına verilen bir isimdir. Tasavvuf, hakikat yolunun nazarî yanını, dervişlik de amelî cephesini ifade eder. Ayrıca, tarikatın nazarî tarafına “ilmi tasavvuf”, amelî yanına da “dervişlik” denilmiştir. Erbâb-ı hakikatten bazılarına göre tasavvuf, Cenâb-ı Hakk’ın insanı nefis ve enaniyet cihetiyle öldürmesi ve kendine has nuru ile ayrı bir diriliğe ulaştırmasıdır.

Kelime anlamı itibariyle; Tasavvuf Arapça bir kelimedir ve yine Arapça yün anlamına gelen “suf”’tan türemiştir. Suf’un nispeti Sûfi’dir. Gömlek giyene “Takammasa “denildiği gibi, suf giyene de “Tasavvafa” denir. Bunun mastarı “Tasavvuf”, ism-i faili Mutasavvıf’tır. Kelime nereden türemiş olursa olsun, zühd ve takva hususunda titizlik gösteren bir zümreye “âlem” olmuştur.

Tasavvuf bir kalp ilmidir. Sûfilere bu yüzden gönül ehli denilmiştir. Tasavvufi düşünce Allah korkusu ve Allah sevgisi temeline dayanır.

Tasavvuf, nihayeti olmayan bir ummandır. Bütün kâinatı içine alan Marifetullah ilmidir.

Tasavvuf, “İnsanın Allah’a olan imanını tam anlamı ile kalbe yerleştirmesi,” O’nun her şeyin yaratıcısı, tek sahibi ve tek hâkimi olduğunu kavramasıdır. İnsanın O’na muhtaç olduğunu bilip O’ndan başka hiçbir şeye ihtiyacı olmadığını bilmesi ve O’na teslim olmasıdır.

“Allah’a teslim olmak” ise, Allah’tan çok korkmakla ve O’na her şeyden ve herkesten çok bağlanıp, O’nu çok sevmekle mümkün olur. Allah’a gerçek anlamda teslim olan yalnızca Allah’ı dost ve veli edinir. Hayatı boyunca karşısına çıkan hadiselerin Allah’ın kontrolünde gerçekleştiğini bilir. Bu nedenle her ne olursa olsun teslimiyetinden taviz vermez. Allah’a karşı boyun eğici, itaatli ve şükredici olur.

Tasavvufî anlayış ve yaşayışı ortaya koyan, onu savunan ve yaşayan ilk dönemlerdeki sufilerle daha sonra ona tarikat disiplini içinde şekil verilip müesseseleştiren Tarikat pirleri Tasavvufu; “Bütünüyle ihlas, yakîni iman, Kur’an ve Sünnet çizgisinde ilâhî edebi elde etmek ve güzel ahlâk olarak” tarif etmişlerdir. Bu nedenle her tarif, tarifi yapanın ruhî ve manevî durumunu yansıtır.

Tasavvufun bu niteliği “Tatmayan Bilmez” deyimiyle dile getirilir.

Diğer bir deyişle tasavvuf, İslam esasları yolu ile insanın kendini bilmesi, bulması, dolayısıyla Rabb’ine, Hakk’a erişmesidir. Yani İslam’ı manasıyla, maddesiyle bizzat yaşamaktır; Hakk’ı, hakikati bilmek, bulmaktır.

Gerçek tasavvuf, Kur’an-ı Kerim’e boyun eğmek, Resulullah’ın sünnetine ittibadır. Saadet asrını haliyle, kaliyle (sözüyle) yaşamaktır. İşte hakiki Müslümanlık bu değil midir?

Evet, tasavvuf “Sof giymek, Saf olmak, İlk safta bulunmak, Suffa ashabı (Ashabı Suffa) gibi yaşamak, kötü huyları terk edip güzel huylar edinmektir. Sonuç itibariyle Nefsin bitmek tükenmek bilmeyen arzu ve isteklerine karşılık yalnızca Allah rızası için Nefse karşı girişilen ve barışı mümkün olmayan bir savaştır. Sonu Allah’ın rızası, Resulullah’ın şefaati ve mekânı cennet’tir.

 


Tasavvuf Hakkındaki Yorum ve Tesbitler

Tasavvuf mevzuunda, Hz. Cüneyd’in ifadesi; “fenâfillâh” ve “bekabillâh”ı hatırlatır mâhiyettedir. Şiblî’nin sözleri ağyar endişesine kapılmadan maiyyet-i ilâhiyede bulunabilme şeklinde hülâsa edilebilir.

Seyyid Ahmed-er Rufaî (k.s.) hazretleri: “Tasavvuf, iradeyi Hâlik’a yani yüce Yaratıcı’ya teslim etmektir. Tasavvuf, ahlakı güzelleştirmektir.” Buyurmuşlardır.

Bütün büyük mutasavvıfların tanımlarında bu vardır. Demek oluyor ki; tasavvuf güzel ahlaktır. Resulü Ekrem Efendimiz (s.a) “Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim” buyurmaktadır. Onun içindir ki tasavvuf “Peygamberimizin halidir” denilmiştir.

Allah (C.C.) buna işaret ederek “şüphe yok ki sen pek büyük ahlak üzerine yaratılmış bulunuyorsun.” (Kalem-4)

Bir ayeti kerimede “Allah’ın resulünde Müslümanlar için güzel bir örnek bulunduğunu bildiriyor.”(Ahzab-21)

Ebû Muhammed Cerîr’in beyanı ise, her zaman kötü huylara karşı tavır almak ve ahlâk-ı haseneyi avlamak, sözleriyle özetlenebilir.

Tasavvufu, eşya ve varlığın ruhuna nüfûz etmek, hadiseleri mârifet eksenli yorumlamak ve Cenâb-ı Hakk’ın her icraatını O’nu rasat etmeye bir menfez kabul edip, kemmiyet, keyfiyet ve tasavvurlar üstü bir iç müşâhede ile ömrünü, O’nu temâşâ edebilme peşinde geçirmek ve her hâlükârda O’nun, bizi görüyor olma mülâhazasıyla hep iki büklüm yaşamak, diye yorumlayanlar da olmuştur.

Ma’ruf-i Kerhî :“Tasavvuf, gerçekleri almak, halkın elinde bulunandan ümidi kesmektir. Gerçekleri almak, hak ve hakikat olmayan her şeyi bırakıp, ancak ilahî hakikatleri edinmeye çalışmaktır.” Buyurmuşlardır.

Cüneyd Bağdadî : “Tasavvuf, dağınık olmayan bir zihinle Allah’ı zikretmek, sema ile vecde gelmek, sünnete uygun bir şekilde amel etmek, maddî şeylerden ilgiyi keserek Allah ile beraber olmaktır. Hakk’ın seni senden öldürmesi, kendisi ile diriltmesidir. Resulullah’a ve Şeriata uymak, kulun içinde oturduğu bir sıfattır.” Buyurmuşlardır.

Gazali : “Kalbi Hakk’a bağlayıp, masiva ile ilgiyi kesmektir.”

Kuseyrî : “Tasavvuf; Allah dışındaki her şeyden el çekmek, tanınmamayı seçmek ve hayırlı olmayan şeylerden sakınmaktır.”

Ebu Necib Sühreverdi : “Başlangıcı ilim, ortası amel, sonu ilahî bağışlardır.”

Semnun ise: “Tasavvuf hiçbir şeyin sana, senin hiçbirşeye malik olmamandır” demiştir.

Bu ayrı ayrı tariflerden şöyle toplu bir netice çıkarmak da mümkündür: Tasavvuf, bir ölçüde beşerî sıfatlardan sıyrılarak, melekî vasıflar ve ilâhî ahlaka bürünerek, mârifet, muhabbet ve zevki rûhânî yörüngeli yaşamaktır.


  Tasavvufun Tanımı

  Tasavvuf Hakkındaki Yorum ve Tesbitler

  Tasavvufun Esasları

  Tasavvufun Temeli

  Tasavvufun Erkanı

  Tasavvufun Mertebeleri ve Bazı Hususlar

  İslamî İlimlerin Kayda Geçirilmesi

  Tasavvuf Ekolünün Doğuşu

  Şeriat ve Tasavvuf Alanındaki Çalışmalar

  İslamî İlimlerin Birbirini Tamamlaması

  İslam Âlimleri ve Önemli Eserleri

  Tasavvuf İlminin Kendine Has Özellikleri

  Fıkıh ve Tasavvuf Alimleri Arasındaki Çekişme

  Fıkıh ve Tasavvuf İlimlerinde Ortak Noktalar

 

 

Sayfa Başı Sonraki Sayfa