Yüce takdirin bir gereği olarak, asıl ve hakikatini Cenab-ı Mevla'nın bildiği "altı günde" gökler ve yer yaratılmış (Araf Sûresi, 7/54) her birinin kanunları konulmuş ve işler hale getirilmiş, özellikle Dünya seması kandillerle donatılmış. (Saffat Sûresi, 37/6) yeni yaratılacak olan şerefli varlığın yurdu, dayanıp döşenmiş, üzerinde yaşanılır hale getirilmiştir...
Yıllar yılları asırlar asırları takip edip giderken, alemde sadece, nurdan yaratılan ve "melek" adı verilen değerli varlıklar mevcut...
Yemeyen içmeyen, şehvet duygularından uzak bulunan bu değerli varlıklar Allah'a karşı gelmenin manasını hiç bilmiyorlar. (Tahrim Sûresi, 66/6)
Yüce Mevla'nın emrettiğini yapmak onlar için nefes olmak kadar tabii bir şey... Erkeği yok, dişisi yok, sayıları hakkında Allah'tan başka kimsenin vereceği bilgi mevcud değil. (Müddessir Sûresi, 74/31)
Son derece kuvvetli ve sür'atli varlıklar. (Mearic Sûresi, 70/4)
Zaman çarkı dönüp dururken Cenab-ı Mevla'nın ateşten yarattığı "İblîs" adı verilen bir varlık (Rahman Sûresi, 55/14) meleklerin arasına katıldı. O da Yüce Mevla'ya ibadette kusur etmiyor, zikirle, teşbihle melekler gibi bir hayat sürüyordu. Iblis'in diğer isimleri Azazîl ve Haris.
Bir zaman geldi ki Yüce Mevla, meleklere:
— Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım, dedi.
Melekler bu haberi şaşkınlıkla karşıladılar. Yaratılacak ve yeryüzünde yaşayacak olan bu varlık meleklerden daha üstün özelliklere sahip olmalıydı ki Allah tarafından "Halife" sıfatının verilmesine layık olsun. Hâlbuki melek olarak kendileri Allah'ın her emrini yerine getirmiş, bu konuda hiç gevşeklik göstermemiş, baş kaldırmamış, itaatten başka şeyi düşünmemişlerdir. Her an Allah'ı zikreden, her an Allah'ın en yüce ve kusursuz olduğunu ikrar eden melekler halife sayılmıyorsa acaba yaratılacak bu halifenin özellikleri nelerdi?
Cenab-ı Mevla'dan bu haberi aldıktan sonra Levh-i Mahfuz'dan mukarreb meleklerin aldığı bilgiye müracaat ettiler. Netice iç açıcı değildi. O zaman Cenab-ı Hakk'a:
—Sen yeryüzünde fesad çıkacak, kan dökecek insanı mı halife olarak yaratacaksın? Hâlbuki biz sana hamdederek seni tesbih ediyoruz. Seni mukaddes biliyor, noksan sıfatlardan uzak olduğunu ikrar ve itiraf ediyoruz dediler.
Bu, bir itiraz olmaktan çok zikredilen sıfatları taşıyan varlığın halife sayılmasındaki hikmeti anlama maksadına dayanıyordu. Allah Teala:
—Ben sizin bilmediğinizi bilirim, dedi (Bakara Sûres2/30) Yaratılacak halife hakkında ilk görüşme burada bitti.
Hz. Âdem’in yaratılacağı toprak dünyadan alınacak...
Bu toprak nere rast gelirse oradan alınacak olan alelade bir toprak değil... Her yönüyle dünyanın tam bir özü ve çekirdeği olacak bir toprak... Çünkü bu toprak, inşaatta kullanılacak bir kerpicin değil, yeryüzünde yaratılan her şeyin, kendisi için var edildiği insanın özünü ve mayasını teşkil edecek, Hazret-i Âdem’in mübarek vücudu ondan yaratılacaktır.
Bu insan, kıyamete kadar devam edecek olan pek çok çeşitten yüz milyarlarca insanın aslı, esası ve babası olacaktı... Şekli, rengi, yapısı, düşüncesi, davranışı, inancı... Bir birini tutmayan fakat her biri dünyaya belli bir ölçüde bağlı olan insanların her biri bu ilk insandan türeyecekti. O halde bu toprağın alelade olmaması lazımdı. Her yönüyle dünyayı temsil eden, dünyanın bütün kıymetlerini ihtiva eden "yükte hafif pahada ağır" bir toprak olması gerekirdi.
Bu toprağı alma vazifesi meleklerin en büyüğü olan Cibril-i Emin'e verildi. Fakat bu vazifeyle giden Cibril, eli boş halde döndü.
Hani toprak?
-Ey Rabbim, emrettiğin toprağı almak üzere gittim. Ancak arz yalvardı "Beni kusurlu hale getirme, yoksa Allah'a sığınırım." dedi. Ben ise sana sığınana sığınma hakkı tanımaktan başka bir şey yapamadım.
Vazife bu defa Mikail isimli meleğe verildi, o da aynı neticeyle ve aynı cevapla geri döndü. Üçüncü olarak gönderilen ve adı Azrail olan melek, emri yerine getirmek üzere vardığında aynı sızlanışla karşılaştı. Ama o:
—Ben Allah'ın emrini yerine getirmemiş olarak dönmekten Allah'a sığınırım, dedi.
Verilen emre göre miktarı ve çeşidi belli olan toprakla döndü. Bu defa Cenab-ı Hak ile Azrail arasında şöyle bir konuşma geçti:
Sana yalvardığı zaman arz'a merhamet etmeli değil miydin?
Ey Rabbim, "Senin emrini yerine getirmek, onun yalvarışından daha önemlidir." diye düşündüm.
O halde onun soyundan gelenlerin ruhlarını almak da yine sana yakışan bir görev olacaktır. (Ebu Cafer Muhammed b. Cerir Taberi, Camiu'l-beyan, Mısır 1323, C. 1/160, 18)
Bundan böyle adı "Melekü'l-mevt" yani ölüm meleği olarak bilinen Azrail, asıl vazifesini almış oluyordu. Artık o, yeryüzünde Allah'ın emriyle aldığı toprağı yine Allah'ın emriyle toprağa döndürme görevini yürütecek, eceli gelenlerin ruhlarını, güzel çirkin demeden, genç koca dinlemeden, hasta sağlam ayırt etmeden alıp götürecekti.
Arzdan alman toprak yapışkan bir çamur haline gelinceye kadar ıslatıldı. (Saffat Sûresi, 37/11)
Daha sonra kokuşmuş bir balçık haline gelinceye kadar kendi haline bırakıldı. (Hicr Sûresi, 15/28)
Bu balçığa bir insan şekli verildi.
Başı, kolları ve bacakları ile dış görünüşü tam insanı andıran fakat her zerresiyle çamur olan bu şekil, kendi kendine kuruyuncaya kadar olduğu yerde kaldı. Kurudu, kurudu dokununca testi gibi, çömlek gibi ses verecek derecede sert ve katı bir cisim oldu (Rahman Sûresi, 55/14)
Melekler daha önce Allah Tealâ tarafından "Ben topraktan bir insan yaratacağım." (Sad Sûresi, 38/71) buyrulan bu cesedi ziyaret ediyorlar... Sessiz, sedasız, hareketsiz yatan bu varlığın etrafında dönüp dolaşıyorlar, hayran hayran seyrediyorlar. Özellikle İblis bu cansız varlığa vuruyor, testi gibi, çömlek gibi ses veren bu kupkuru varlığın esrarını çözmeğe çalışıyor, bir cevap alabilirim ümidiyle "Sen ne için yaratıldın söyle! Söyle sen ne için yaratıldın?" sualini sormaktan kendini alamıyor. Bu kupkuru çamurun alelade bir varlık olacağını bir türlü kabul edemiyor. "Adam sende" diyerek omuz silkip geçemiyor.
"Ya benden daha ötede bir mevki sahibi olursa..." düşüncesini bir türlü içinden silip atamıyor. "Ya ben de onun emri altına giriverirsem" korku ve endişesi içinde kıvranıyor.
Bir rivayete göre kırk yıl süren bu bekleyiş esnasında içini kemiren, düşüncesini altüst eden bu soruların cevabını meleklerden almak istiyor. Onların aralarında geçen konuşmalara kulak veriyor. Ama bunlar derde şifa olacak şeyler değil. Nihayet, içinde kaynayıp duran duyguları dile getiriyor ve yanındaki meleklere:
—Bu varlık sizden daha değerli sayılır ve ona itaat etmeniz emredilirse ne yapacaksınız? Demekten kendini alamıyor.
Meleklere göre bu derece manasız sual olmaz. Eğer ona Allah değer verecekse, bunu kabul etmemek kimin haddine? Melekler için "Allah'ın dediği olur" prensibinin ötesinde düşünülecek hiçbir şey yok... Emir ve ferman daima ona ait. Ve İblis'i kudurtacak derecede sakin bir cevap:
— Biz Rabbimizin emrine itaat ederiz.
Fakat İblis’ten, meleklerin hiç de alışık olmadıkları bir ifade:
—Eğer bu toprak parçası benden üstün tutulursa ona baş eğemem. Ben ondan üstün sayılırsam onu mahvederim...
Bu çirkin, bu mel'un kararın peşinde bir de yemin var. İblis dişlerini gıcırdata gıcırdata tekrarlıyor: "Yemin ederim... Allah adına yemin ederim ki onu mahvederim..."
Ve henüz bir toprak cesed halinde iken, hayata ilk adımını bile atmamış olan Hazret-i Adem, ilk ve en büyük düşmanını böylece kazanmış oluyor. Suçu, ilerde Allah'ın ihsanına, ikramına layık şerefli bir varlık oluvermesi ihtimalinden ibaret.
Nasıl olur da çamurdan yapılmış, henüz can bile üflenmemiş, yıllardır upuzun yatmaktan öte de hiç bir marifeti olmayan bir çamur ceset, bunca zamandır melekler arasında zikirle, tesbihle, ibadetle ömür tüketen İblis'ten üstün tutulur?.. İbadet yolunda attığı tek adım yok, şerefli bir mevki elde etmesi için tek meziyete sahip değil...
İblis kendi düşüncesini destekleyecek bir dost bulabilme çabasıyla melekler arasında dolaşıyor. Fakat çaldığı kapılar hep yüzüne kapanıyor. Evet, henüz kupkuru bir çamur olmanın ötesinde hiç bir meziyeti olmayan bu cesedi Allah'ın ikramına nail olur ve Allah onu şerefli kılarsa bu şerefi geri alacak, ilahî emri durduracak hiç bir kuvvet mevcut değil. O dilediğini aziz eder, dilediğini zelil eder, her türlü kudret O'nun elindedir ve O'na yaptığının hesabını soracak bir fert veya makam mevcut değil.
—Bu sizden üstün bir mevki sahibi olursa ne yapacaksınız?
Bu sual, İblis'in içini kemiren, düşüncesini altüst eden duyguların tesiri altında, rastladığı bir melek gurubuna tekrar tekrar soruluyor. Her birinin verdiği cevap hep aynı:
-Biz Rabbimizin kullarıyız, emrine itaat ederiz.
-Bir çamur parçası olsa da mı?
-Evet...
İşte İblis'in aklının almadığı, düşünce hududuna sığdıramadığı mes'ele bu. Hiç bir zaman böyle bir neticeye razı olamayacak, her ne pahasına olursa olsun karşı koyacak ve itiraz edecek...
Demek Sağdaki gelecek ve bağdakini kovacak... Demek bunca yıldır yapılan zikir, tesbih ve ibadet bir tarafta kalacak ve kokmuş balçıktan yapılan şu cesed başköşeye oturtulacak, izzet ve ikram gören o olacak, bunca meziyetin sahibi İblis bir köşeye itiliverecek... Öyle yağma yok, İblis buna asla izin vermeyecek...
İblis bu düşüncelerin altında tekrar geliyor, hiçbir şeyden haberi olmayan ve yıllar boyu upuzun yatan toprak cesede vuruyor "söyle, sen ne için yaratıldın?..." diye haykırıyor, fakat cevap olarak gelen ses, sadece bir testiden, bir çömlekten gelen sesin aynı...
Heyecandan, kinden, öfkeden çatlamamak, çıldırmamak elde değil...